top of page

Zihinsel Uğraş ve Psikolojik Zorlanma Arasındaki İlişki

  • Yazarın fotoğrafı: Özüm Fırat
    Özüm Fırat
  • 17 Tem
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 17 Tem

ree

Bireylerin psikolojik zorlanma yaşamasının temel nedenlerinden biri, zihinsel içeriklerin sıklığı ya da içeriğinden çok, bu içeriklerle kurulan ilişkidir.


Geçmişe dair yaşantılar, geleceğe yönelik olumsuz olasılıklar veya kişinin kendi zihinsel süreçlerini değerlendirmesi sıkça görülen düşünsel örüntülerdendir:


“Neden böyle düşündüm?”

“Bu düşünce bir işaret olabilir mi?”

“Ya bu başıma gelirse?”


Bu düşüncelerin sürekli biçimde zihinde yer etmesi, zamanla bilişsel dikkat sistemini tehdit içeriğine sabitleyebilir ve bireyde kaygı, tükenmişlik, uyku sorunları, depresif belirtiler veya tekrarlayıcı düşünceler gibi belirtiler ortaya çıkabilir.



Metakognitif Terapi (MKT) Nedir?



Metakognitif Terapi (MKT), bireyin bilişsel süreçlerine yönelik farkındalığını artırmayı ve işlevsel olmayan başa çıkma stratejilerini dönüştürmeyi hedefleyen, kanıta dayalı bir psikoterapi modelidir.


MKT’nin temel varsayımı; psikopatolojinin, bilişsel içeriğin kendisinden çok, bu içeriğe yönelik metabilişsel inançlar ve bilişsel-davranışsal tepkiler tarafından sürdürüldüğüdür (Wells, 2009).


Bu modele göre birey; zihninde beliren düşünceleri bastırmaya, analiz etmeye ya da kontrol altına almaya çalıştığında, bu müdahaleler zihinsel yükü artırarak psikolojik belirtileri pekiştirir.


MKT, semptomların sürmesinde rol oynayan şu temel baş etme stratejileriyle çalışır:


  • Sürekli düşünme (ruminasyon, endişe)

  • Tehdit izleme

  • Kaçınma ve güvenlik davranışları

  • Zihinsel kontrol stratejileri



Metakognitif Terapi’nin Hedefleri Nelerdir?



MKT sürecinde temel hedef, bireyin zihinsel içeriğe verdiği işlevsiz tepkileri fark etmesi ve bu süreçleri yeniden düzenlemesidir. Bu doğrultuda:


  • Zihinsel olayların kişisel, tehlikeli veya kontrolsüz olarak değerlendirilmesini azaltmak

  • Düşünceyle gerçeklik arasında mesafe kurabilmeyi öğretmek

  • Tehdit odaklı dikkat yönelimini değiştirebilmek

  • Düşünceyle mücadele etmeden, onun varlığına izin verebilmek

  • Bilişsel esneklik ve dikkat kontrolünü artırmak



Bu hedefler doğrultusunda terapide, Dikkat Eğitimi (ATT) gibi özel teknikler, deneyimsel çalışmalar ve bireyin metabilişsel inançlarına yönelik yapılandırılmış müdahaleler uygulanır.



Etkililiği Kanıtlanmış Bir Yöntem



Metakognitif terapi, özellikle aşağıdaki psikiyatrik tanı gruplarında yüksek etkililik göstermektedir:


  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu (GAD)

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

  • Majör Depresyon

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)



Normann, van Emmerik ve Morina (2014) tarafından yapılan bir meta-analiz, MKT’nin anksiyete ve depresyon üzerindeki etkisinin güçlü ve tutarlı olduğunu göstermiştir.

Wells ve arkadaşları (2015) ise MKT’nin, tedaviye dirençli depresyon vakalarında dahi anlamlı düzeyde semptom iyileşmesi sağladığını bildirmiştir.


MKT’nin öne çıkan avantajları:


  • Yapılandırılmış ve kısa süreli bir terapi olması

  • Semptomun içeriğine doğrudan müdahale etmeden kalıcı değişim sağlaması

  • Psikoeğitim yerine deneyimsel değişime odaklanmasıdır




Sonuç: Düşüncelerle Kurulan İlişki Değişebilir



Zihin, doğası gereği düşünceler üretir. Ancak bu düşünceleri durdurmaya çalışmak ya da her birine anlam yüklemek, psikolojik yükü artırabilir.


Metakognitif terapi, bireyin zihinsel süreçleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden düzenleyerek, esneklik, mesafe, ve bilişsel kontrol becerilerini geliştirmeyi hedefler.


Düşünmek doğaldır.

Ama her düşünceye cevap vermek zorunda değilsiniz.



Kaynakça:



  • Wells, A. (2009). Metacognitive Therapy for Anxiety and Depression. Guilford Press.

  • Normann, N., van Emmerik, A. A. P., & Morina, N. (2014). The efficacy of metacognitive therapy for anxiety and depression: A meta-analytic review. Depression and Anxiety, 31(5), 402–411.

  • Wells, A., Fisher, P. L., Myers, S. G., et al. (2015). Metacognitive therapy in treatment-resistant depression: A platform trial. Journal of Affective Disorders, 183, 310–316.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page